2024’de İstanbul: İstanzor

İstanbul, hepimizin bildiği gibi Türkiye’nin, hatta sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Sanatsal güzelliği, verimli mekanları, kedileri, insanları ve en önemlisi, en azından benim için, Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan Boğaziçi. Eğer on milyon kadar insanımız olsaydı, şehir cennetten bir parça gibi görünüyor olurdu. Sorun şu ki bu güzellik vizyonu siz “içeriden biri” olana kadar sürüyor. Tabii ki şehir güzelliğini kaybetmeyecek, siz kaybedeceksiniz. Mezun olup elimde diplomalarım ve sertifikalarımla İstanbul’a döndüğümde İstanbul’un enerjimi emmesini beklemiyordum. Saat 9:15’teki mesaime yetişmek için sabah 7’de uyanmak aslında beklediğimden oldukça uzak. Gerçekten de insanın tüm enerjisini emiyor. Bu “yan etki” benim için yeni bir şey, ancak insanlar üzerinde uzun süreli etkiler görmek şaşırtıcı değil. İnsanların sabahın erken saatlerinde kalkıp asgari ücretli vardiyalarına yetiştiklerini ve kiralarını zar zor ödemek için ayda en az 20 gün çalıştıklarını görmek gerçekten üzücü.

Metro istasyonunun boş hissettiği birkaç dakikadan biri. İnsanlarla ve hüzünle dolmak üzere.
Özgürlük Meydanı / Bakırköy / İstanzor
Metro istasyonunun boş hissettiği birkaç dakikadan biri. İnsanlarla ve hüzünle dolmak üzere.
Özgürlük Meydanı / Bakırköy / İstanzor

İnsanların yüzlerindeki depresyonun ortaya çıkması ve fark edilmesi kaçınılmaz. Kendi “kötü şanslarını” ya da kaderlerini kabullenmelerini anlamak kolay. Başka bir seçenekleri, tercihleri ya da seçimleri yok. Kendilerini bu zorbalığa adamak zorundalar, dolayısıyla bu acıya katlanmak, içlerindeki insanlığı, mutluluğu ve huzuru birileri ya da bir şeyler için kaybetmeye katlanmak zorundalar. Acaba kaçı bu şekilde 8 saatlik düşük ücretli çileye karşı yolda sadece kendini düşünüyor? Ekonomi, şehir ve iş gücü onları içten içe öldürüyor…


Bununla da bitmiyor. Dünyanın en güzel şehri, dünyanın muhtemel başkenti, herkesin buluşma noktası, bütün bu güzelliklerin anası nasıl olur da bu ikileme ev sahipliği yapıyor olabilir? bu güzellik nasıl olur da insanları en kirli tarafına yapıştırır, zincire vurur, acı çektirir merak ediyorum. Şehir ekonomisiyle, standartlarıyla insanlara zorbalık yapıyor ve içindeki güzelliği görmelerine izin vermeyerek insanları şehre hapsediyor.

Elbette günümüz dünyasında herkesin aynı refah ve zenginliğe sahip olması beklenemez ama işin acı tarafı İstanbul’un bir kısmı, ki ben onlara İstanbullular diyorum, şehrin güzelliğine sahipken, diğerleri, İstanzor ya da İstanzorlular yani “güzelliği görmesine izin verilmeyen, zar zor yaşamak için çok değerli zamanlarını öldürmek zorunda kalanlar”, için şehrin ayrımı sert, yıkıcı ve külfetli. İşte bu yüzden İstanbul artık İstanbul değil. Biz ve diğer İstanbullular artık İstanbul’da değil, İstanzor’da yaşıyoruz. İstanbul’a artık yeşil bayrağı olanlar hükmediyor.

For the English version of the post please follow this link. Istanbul in 2024: Istanbully

If you are having problem, feel free to contact me: twitter.com/burakrasitocak

1 Comment 2024’de İstanbul: İstanzor

  1. Pingback: Istanbul in 2024: Istanbully - Burak Rasit Oçak

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir